Bağlanma Korkusu Olan Kişileri Nasıl Tanırsınız?  Bu Yazıyı 5 Dakikada Okuyabilirsiniz.

Bazıları neden ıssız adam/kadın olmayı seçer?

İnsan doğası gereği bağlanma arayışı ve ait olma gayesi içerisindedir. Günlük hayatta duyduğumuz ‘anın tadını çıkar, özgür ol, hiç bir şeye bağlanma’ mottoları oldukça popüler bir hale gelmiş olsa da insanlar temelde stabil ilişkiler kurabilmenin peşindedir çoğu zaman. Bağlanma, özellikle güvenli bağlanma hepimizin temelde ihtiyaç duyduğu bir şeydir. Kurduğumuz her bağlantıda, adım attığımız her ilişkide de aradığımız tam olarak budur. Bunu kimi zaman bilinçli bir şekilde ararken kimi zaman da farkında olmadan ararız. Bazen de buna tamamen karşı durur insan, bilerek ve isteyerek kaçınır; bağlanma korkusu dediğimiz şey de tam olarak burada gelişir. Bağlanma korkusu, kişilerin kendi alanlarına müdahale edileceğini düşünerek bir ilişkiye bağlanmaktan korkmaları olarak açıklanabilir. Kişi, kendi kişisel alanına girileceği, özgürlüğünün kısıtlanacağı, kontrolü kaybedeceği düşüncesi ile ilişki kurmaktan ve bağlanmaktan kaçınır.

İhmal edilmiş çocuklar, büyütülmüş kaygılar ve doyurulmamış ihtiyaçlar..

Pek çoğumuzun sahip olamadığı güvenli bağlanmanın oluşumu tam olarak çocukluk dönemimizde başlamaktadır. Bağlanma teorisi; bir bebeğin bakım veren kişiye/annesine karşı arzu ettiği yakınlığı kurması ve devam ettirmesi için gösterdiği her türlü davranışı ‘bağlanma davranışı’ olarak tanımlar ve bağlanma davranışıyla birlikte bebeğin kendini tehlikelerden korumayı hedeflediğini öne sürer. Bakım veren ya da anne bebeğin bu mesajlarına karşı duyarlı olup cevapladığında, bebek annesini güvenilir bir liman olarak görür böylelikle başkalarına güvenebilmeyi de öğrenir. Ancak bu süreçte anne bebeğin mesajlarına tutarlı bir biçimde cevap vermediğinde bebek annesiyle güvenli bir bağ geliştiremez. Teoriye göre, bağlanma figürünün ulaşılamaz olması hem çocuk hem de yetişkinlerin kaygı seviyelerinin artmasına neden olabilir. Koruyucu rolünü yerine getiremeyen bağlanma sistemi içerisinde, destek alamayan çocuk kendini güvende hissedemez. Bu nedenle güvenli bağlanma geliştiremeyen çocuklar dünyayı tehlikeli, beklenmeyen tehditlerle dolu korkulacak hatta saklanılacak bir yer olarak algılar; güvende olma, anlaşılma, sevilme, değerli hissetme, sakinleşme gibi temel ihtiyaçları fark edilmez ve doyurulmaz.

Biz büyüdük, kaygılarımız da büyüdü.

Bağlanma korkusunun temelinde yatan şey aslında daha küçük bir çocukken öğrendiğimiz terk edilme, kaybetme ve acı çekme korkusudur. Ebeveynlerimizin aşırı kontrolcü ya da aşırı ilgisiz tutumlarından edindiğimiz tüm bu korkular yetişkinlik hayatımızda farklı maskelerle ve şekillerle karşımıza çıkmaktadır. Aslında şuan yaşadığımız her korku çocukken ebeveynlerimizin davranışları yüzünden deneyimlemek zorunda kaldığımız korkulardır. Terk edilme korkusu yaşayan kişi muhtemelen annesi ile olan ilişkisinde bu tarz bir deneyim yaşamıştır ve tüm bunların sonucunda kaçmayı öğrenmiş, derin kaygılar edinmiştir. Yetişkinlik hayatımız boyunca bize miras kalan bu korkuların gölgesinde bir yandan kaygılarımızı büyütürken bir yandan da onlardan kurtulmaya çalışırız.

Bağlanma korkusu olan kişileri nasıl tanırız? 

Ayrılmaktan ya da kaybetmekten korktuğu için bağlanmaktan korkmak, mutsuzluktan korktuğu için mutluluktan kaçmak ve bağlanamamak. Bir şeyin varlığı ne kadar mutlu ediyorsa, yokluğu ya da yok olacağı olasılığı da o derece korkutucu ve kaygı vericidir. Ayrılınca, kaybedince çekilecek acılarla baş etmek kimileri için dayanılmaz gelebilir ve bu sebeple kişi kendini geride tutar, duygularını saklar, ilişkide kendini açmaz. Bağlanma korkusu olan bireyler genellikle ilişkilerinde karşı tarafın kendilerini olduğu gibi kabul etmesini bekler; ilişki içerisindeyken kendilerini baskı altında hissederler ve karşı tarafın beklediği ilgiden şikayetçi olurlar. En büyük eksiklikleri ise duygusal anlamda kendilerini karşı tarafa açamıyor olmalarıdır. Çünkü bağlanma korkusu olan kişiler için duygusal olarak kendini açmak, teslim olmak demektir. Bu kişiler çoğunlukla tek başına yaşamlarını devam ettirme isteğinde olurlar. Bağlanma korkusu yaşayan kişiler içinde bulundukları ilişkinin sonlanmasından korkar, mevcut halinden memnun olmaz, geçmişte yaşadıklarına takılı kalır, karşısındakinin doğru kişi olup olmadığını sorgular. Bağlanma problemi yaşayan kişiler ilişki içerisinde boğulduklarını hissettiklerinde, ilişki tarafından yutulup yok olacağı korkusunu duyar ve kaçmaya başlar.

Bağlanma problemi yaşayan kişilerle olan ilişkilerinizde uzaklaştığı zamanları kişisel olarak algılamamak gerekir. Eğer uzaklaşmışsa bunun kaygılarının yükseldiği ve gergin olduğu için olduğunu unutmamalısınız. Aşırı ilgi göstermekten ve aşırı ilgi beklemekten kaçının. Karşınızdaki insanın sınırlarını fark edin, şahsi alanına girmeyin ve müdahale etmeye çalışmayın. Sık sık görüşmelerden, sürekli mesajlaşmalardan kaçının; sizi özlemesi için fırsat verin.

 

 

KAYNAKLAR

Duygusal Açlık
Aç Olan Bedeniniz Değil Duygularınız
Othello Sendromu
Othello Sendromu: Patolojik Kıskançlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.

Menü